Mutlak seveceksin beni, bundan kaçamazsın

понеделник, 24 юни 2013 г. |

Erdinç Kahraman


ANASIZ BABASIZ BÜYÜYEN ÇOCUKLAR VE KORKULAR
Ebeveynleri boşanmış ve annesinin yanında kalan çocuklar ile ana babalarını kaybetmiş çocukların hali ne zordur. Allah kimseyi anasız babasız bırakmasın. Yalnız bugün Bulgaristan’da Türklerin yaşadıkları bölgelerde, anne ve babaları hayatta olduğu halde ya anadan ayrı, ya babadan ayrı, ya da hem anadan hem de babadan ayrı yaşamak zorunda kalan bir çocuk grubu var. Babasız ana elinde ya da dede-nine elinde yetişen bir nesil büyüyor. Zira bu çocukların ana babaları Avrupa Birliği’nin diğer ülkelerinde, o ülkelerin insanlarının imtina etmediği işlerde çalışarak rızık kazanma mücadelesindeler.

Evlatları evde yalnız kendileri gurbette yalnız. Uzun süre gurbette çalışacak sonra kazandığı paraları harcamak için geri dönecek , hayat değil ki bu. Böyle büyüyen çocukların omuzlarına yüklenen psikolojik yükü ileride taşıyamayacaklarından bunun bedelini ödeyeceklerinden endişeliyim. Onların günahı ne ?

Bulgaristan demokrasiye geçeli çok yıllar oldu. Demokrasi Bulgaristan’a pek çok şey getirmiştir belki ama azınlıkların hayatında pek de olumlu yenilikler olmadı. Azınlık hakları uluslararası hukuk tarafından tescilli olan Türk toplumu temel haklarından mahrum olduğu gibi; bu mahrumiyetin idrakinde bile değil. Bulgaristan’ın ekonomik anlamda en geri bölgelerinde yaşayan azınlıklar “ekmek kavgasına” öylesine dalmışlar ki , karnını doyurmanın, çoluğunu çocuğunu geçindirmenin derdinden, “hakkım hukukum nedir ?” diye sorgulayamayacak haldeler.

Bugün azınlıkların çoğunlukta olduğu bölgelerde devlet ekonomik kalkınmayı sağlayamamış durumda. Sağla(ya)madığı gibi bir de sağlayacak ortamın oluşmasına engeller çıkarmayı ,ulusal bir politika olarak yürütüyor hissi var. Eski göçmen denilen “vatandaşlıkları tercihe bırakılmadan” iptal edilen insanlar, doğup büyüdükleri yörelere yazları 1 ay için gelseler bile o bölgenin esnafına ciddi bir ekonomik girdi sağlıyorlar. Yalnız bu insanların %90’ı (orada birinci dereceden bir yakını yoksa) “vize” denen duvarı aşma derdiyle uğraşmadıkları için doğdukları yörelere gitmiyorlar. Oysa bu vize duvarı olmasa oraya gidip gelen “vatandaşlıkları tercihe bırakılmadan” iptal edilen bu insanlar orada çok daha fazla harcama yapacak belki de yepyeni iş olanakları doğacaktır. Bu insanlar o bölgelerde belki de yatırım yapacaktır. Artık Türkiyeli işadamları vize problemleri nedeniyle Bulgaristan gibi ülkelere yatırım açısından mesafeli duruyorlar.

Bulgaristan AB’ye katılmadan önce de var olan bu vize duvarı sanki sınırın 2 farklı tarafındaki insanların irtibatını kopartmak için bir araç olarak kullanılıyor. Öyle olmasa bir Türk vatandaşının ödediği vize ücretiyle bir Rus vatandaşının ödediği vize ücreti arasında kat be kat fark olur muydu?

Oysa bugünkü çağda, artık bu mantalite geçersiz ve anlamsız. Ekonomik globalleşme çağında komşularından uzak durarak onlardan çekinerek ekonomik refaha ulaşamaz, kalkınma sağlayamazsın. Türkiye’yi de, ülkendeki azınlığı da sevmek zorundasın, bundan kaçışın yok. Öyle veya böyle bu vize duvarları kalkacak. Büyük şairin sevdiği kadına, sevgisinin çokluğundan dolayı biraz da sertçe dediği gibi:

“Kalbin benim olsun diyorum,çünkü mukadder... 
Cismin sana yetmez mi? Çabuk kalbini sök,ver! 
Yoktur öte alemde de kurtulmaya bir yer! 
MUTLAK SEVECEKSİN BENİ, BUNDAN KAÇAMAZSIN... “

0 коментара:

Публикуване на коментар