Показват се публикациите с етикет Nahit Doğu. Показване на всички публикации
Показват се публикациите с етикет Nahit Doğu. Показване на всички публикации

Yunanistan Türklerin yolundan korkuyor

понеделник, 1 юли 2013 г. |

Türkleri birleştiren yol Yunanistan'da istenmiyor ve 70 yıl önce Türklerin at sırtında geçtikleri Makas Yolu, bugün Atina'yı endişelendiriyor.
   Bulgaristan’da Türklerin en yoğun yaşadığı Kırcaali bölgesi ile Yunanistan’ın Batı Trakya bölgesi arasında, iki ülke hudutunda bulunan Makas Sınır Kapsı’nın açılışını Yunanistan tarafı olabildiğince geçiktirmeye çalışıyor. 
Bulgaristan kendi tarafında Makas’a kadar olan yolun inşaatını 4 yıl önce tamamladı. Ancak Yunanistan kendi tarafındaki güzergahı çeşitli bahanlerle tamamlamıyor. 
 Bulgar yetkililerinin Yunan tarafıyla yolun açılması doğrultusunda onlarca görüşme yapmasına rağmen, Atina bir türlü açılış tarihi vermiyor. 
Son gürüşme dün gerçekleştirildi ama Yunanistan yine bir tarih vermedi. 
 Batı Trakya’nın da içinde bulunduğu Doğu Makedonya ve Trakya Valisi Aristidis Yanakidis, Kırcaali Valisi Biser Nikolov ile yaptığı görüşmede, Kırcaali Gümülcine yolunun Yunanistan tarafındaki güzergahın Temmuz ayının sonuna kadar tamamlanacağını söyledi. Ne var ki, Yanakidis yine Makas Sınır Kapısı’nın açılışı konusunda tarih vermek istemedi. 

 Makas Sınır Kapısı’nın açılmasıyla Bulgaristan ile Yunanistan arasındaki geçiş kapıları dörde yükselecek. Makas, diğer üç kapıdan farklı olarak Türklerin ve Müslümanların bölgelerini birleştiriyor. Sözkonusu kapı açıldığında Kırcaali ile Gümülcine arasındaki karayolu mesafesi yaklaşık 40 dakikaya düşecek. Bu ise iki ülkedeki Türklerin arasındaki temasların her açıdan daha da derinleşmesi anlamına geliyor. İşte Yunanistan tam da bundan pek memnun değil. 

Makas eninde sonunda açılacak, ancak Atina ne kadar geçiktirirse o kadar kar sayıyor. Tabi, Yunanistan’ın ekonomik endişeleri de var ama kapının açılmamasının nedenleri ekonomiden çok Türklerin kapısı olmasında yatıyor 

Soğuk Savaş döneminde birbirlerinden birkaç kilometre mesafedeki yerleşlim yerlerinde yaşamalarına rağmen sınırın iki tarafındaki Türkler arasındaki kültürel ve ekonomik ilişkiler tamamen kesilmişti. Yaklaşık 70 yıldır Batı ile Doğu Bloku'nun kesişme noktası olan bu sınırın iki tarafında yaşayan Türkler, iki ülkede de uygulamada olan askeri bölgelerde yaşamlarını sürdürmek zorundaydı. O bölgelere ise giriş ve çıkışlar özel izinlerle oluyordu. Makas Kapısı’nın açılışını sudan bahanelerle geçiktiren Yunanistan hala korkularından arınamadığını gösteriyor aslında.


10:11 | 0 коментара |

Çürümüşlüğe isyan

събота, 15 юни 2013 г. |

Şubat ayında bir önceki GERB hükümetine karşı başlatılan yolsuzluk ve yoksulluk protestoları ülkeyi şehir şehir sarmıştı. GERB lideri Boyko Borisov, Bulgaristan’ı kaplayan protesto dalgasının karşısında istifa etmek zorunda kaldı.
Hükümet istifa etti ve seçimlere gidildi.
Hükümeti düşüren halk isyanı, Avrupa Birliği’nin en yoksul ülkesi Bulgaristan’da değişim için başladı.
Daha insani bir yaşam ve yolsuzlukların köy muhtarlıklarına kadar inmediği bir ülke isteği halkı sokağa döktü.
Kısacası halk değişim istiyordu.
Devletin idare şeklinde değişim talep ediyordu. Aynı zamanda da siyasette yeni yüzler görme arzusu vardı.
Sokaklara dökülen binlercesi, Komünist dönemin anlayışından çıkarak hitap edebilecek siyasetçiler bekliyordu...
Seçimlerin ardından ite kaka Bulgar Sosyalist Partisi hükümeti kurdu.
İlk icraatı da istihbarat örgütünün başına geçmişi itibar görmeyen bir milletvekilini getirmek oldu.
Halk değişim beklerken, siyaset ne yaptı? Bilínen, aşınmış, çürümüş ve kokmaya başlamış yoldan yürümeye çalıştı.
İstihbarat örgütünün idaresini böyle bir geçmişe sahip bir milletvekiline vermekle ülkeyi yöneten anlayışın değişmediğini gösterdi. Bu anlayış, siyasetin sürekli aynı insanların elinde olmasından dolayı ayakta kalabiliyor hala.
Ancak vatandaşın umudu sonsuz değil, bir gün mutlaka tükeniyor ve sokağa dökülüyor. İnsanca yaşam hakkının kendiliğinden verilmeyeceğini, alınabileceğini anlıyor...

8:54 | 0 коментара |

Meydan okuma

вторник, 4 юни 2013 г. |

İçerden bakışla dışardan bakışınıza göre resmin boyutu her zaman değişik olur. Türkiye’nin dünyadaki ağırlığı iki liderin iktidarı döneminde öne çıkabilmiştir. 
Bu liderlerden biri Turgut Özal, diğeri ise Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Özal Türkiye’de söz sahibiyken Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetlerindeydim. Türkiye’nin güç olduğunu o cumhuriyetlerde görebiliyor ve yaşayabiliyordum.  
Güçlü olmakla, o gücü hissetirmek farklı şeyler çünkü...

Daha sonra aynı gücün yansıması Erdoğan’la geldi.
Erdoğan’dan önceki liderlerin Türkiye’si büyüktü ama gücü boğuktu.
Hala dışardan, bu defa Balkanlar’dan baktığım için Türkiye’nin içindeki hassas dengeleri bir tarafa bırakıp ülkenin dış resminde o gücü görüyorum.

Ancak gücün dışarıdaki hali iç hassasiyetlerdeki dengesizlik yüzünden gölgelendi.

İstanbul Gezi Parkı’ndan başlayan isyan, o ana kadar birikenlerin dışavurumu sadece...

Dünya ‘orantısız güç’ kullanıldı diyor. Bu tespiti yapmak için uzman olmak gerekmiyor. Doğal olarak ‘orantısız güç’ kullanımı ‘orantısız tepki’ de getiriyor...

Erdoğan’ın söylediği gibi eylemcilerin arasında polis araçlarını deviren, yıkıp yakan ‘marjinal gruplar’ ve yabancı istihbarat elemanları yok mu? Olması değil, olmaması şaşırtıcı olurdu zaten...

Ne var ki, bir parkta ağaçların kesilmemesi için barışçıl eyleme kalkışan vatandaşa da biber gazı ve cop sallamaya başlarsanız sizde marjinalleşmiş olursunuz.

Üstelik sağduyulu tavır beklenirken Erdoğan, sokağa dökülenler için üç beş çapulcu' dedi ve meydan okumaya devam etti.


Büyük ve güçlü bir ülkenin lideri, karşısında yönettiği toplumun hangi kesimi olursa olsun dikleşmeyi değil, sağduyuyu tercih etmeli...


Gezi Park...

The size of the image may be always different, according to it, whether we look at inside or outside of it. The power of Turkey in the world went out during the reign of two leaders. One of these leaders is Turgut Ozal and the other one is Recep Tayyip Erdogan.
11:44 | 0 коментара |

Ankara havası

сряда, 17 април 2013 г. |


Malum seçimler yaklaşıyor.
Bulgaristan’da seçimlerin yaklaştığını anlamak için takvime bakmaya gerek yok. Kamuoyuna sunulan şantaj ve montaj hikayeleri seçimlere iki adım kaldığının göstergesi.
Başsavcılık, anamuhalefet partisi liderinin suç duyurusunu ciddiye aldı ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı elektronik takip biriminin kontrolsüz dinleme yaptığını ortaya çıkardı. Geriye kimin, ne zaman ve nasıl dinlenildiğini kanıtlamak kaldı.
Tabi kanıtlanabilirse.
Kanıtlanabilirse diyorum çünkü Bulgaristan’da üst düzeyde işlenen suçlar komünizmin yıkılmasından bu yana ne hikmetse hiç kanıtlanamıyor. Ülke küçük olunca oyuncuların sayısı da bir elin parmaklarını aşamıyor. Dolayısıyla suçlularla suçları ortaya çıkaracak olanların renkleri birbirine yıkanmış. Çizgilerin netleşmesi için ise ne bunlar, ne de ki onlar can atıyor. Her seçim öncesi medya aracılığıyla kamuoyuna güzel bir tiyatro sunuluyor sadece. Bugünde basına 'çok gizli' damgalı belegeler ulaştırıldı. 
Oysa Bulgaristan’ın halkı yoksulluktan kıvranıyor. Kim kimi kanunsuz dinlemiş hikayelerine kulak asacak durumda değil.
Bulgaristan’da bıraktıkları çocuklarını yılda iki defa gören ve Batı Avrupa ülkelerinde vasıfsız işlerde çalışan Bulgaristan’ın gençleri, Rotterdam ve ya Londra yakınlarından bir kasabadan oğlunu telefonla aradığında dinlenilmeyeceğini biliyor. Bulgaristan’dan işsizlikten kaçarak Batı’da ailesinden uzakta çalışan bu gençler, medyada birbirini suçlayan siyasetçilerin aslında küçük ülkenin aynı sıfatlı oyuncuları olduklarını da biliyor.
. . . 
Malum seçimler yaklaşıyor.
Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi lideri Lütvi Mestan, Türkiye’deki siyasi irade ile partisinin arasındaki buzları diyalogla eritebileceklerini söylerek, Ankara’ya yapmayın etmeyin dedi.
Mestan, geçmişteki olumsuzluklardan sözederek, bunların partinin yeni yönetimine yüklenmemesi gerektiğini anlattı medya aracılığıyla. Ancak bu olumsuzlukların ne olduğunu söylemedi. Partisinin genel anlamda Ankara ile iplerin neden buzlandığını görebildiğine dair güçlü şüphelerim var halbuki.
Hak ve Özgürlükler, yüzünü Ankara’ya dönerek bembayaz bir sayfa açmayı dilediklerini ve bu sayfayı da beraber yazmak istediklerini beyan ediyor. Ne var ki, ilk cümleyi Hak ve Özgürlükler’in yazması gerekiyor.
. . . 
⃰⃰⃰Malum seçimler yaklaşıyor.
Bölünmeyelim lafı yine aldı başını gidiyor. 
Önüne gelen bölünmeyelim diyor. Neymiş efendim, Kasim Dal partiyi bölmüş. 
Bölünmeyelim lafı hem güzel hem hoş. Bölünmedikte ne oldu diye de soruyor millet ama. 
Kimin cevabı varsa konuşsun. 

nahitdogu@gmail.com
14:57 | 1 коментара |